1 Haziran 2012 Cuma

?

kaç kere
hayatta her şeyin tek anlamı olur: "O"
fazladır akla hatta
bazı hayatlarda hiç
benimkinde bir...

31 Mayıs 2012 Perşembe

aynasıma

koskoca bir aynaya bakıyorum
ne varsa ardımda
dikiliyor karşıma
ben de geçiyorum
yansımayım ki yansıyorum
ve yansıtıyorum olanımı
herşey bir yanılsama
ve kırılıyor ışıkla

18 Mayıs 2012 Cuma

t-uzak

salıncakları özledim
aklımda sallanan
hiç olmayan oyuncakları
renkli kalemlerimi
kısacık
-parmaklarımı-
hayallerime uzamayıp
renge doymayan

boyu yordum...

boyanı yorum
boy andıkça
uzaklaşıyorum
uzaklaşıyorum
uzaklaşıyorum
çocuk gözlerim görmez oluyor
-siyah camın ardında-
çocukluğum nan-kör
artık elini de bırakıyorum...

yaşamın hatası ölüm
ölümün hatası yaşam

28 Şubat 2012 Salı

yaşıyordum

şimdiki zamanın hikayesiyim.

anlıyordum
dinliyordum
düşünüyordum
şaşırıyordum
üzülüyordum
seviyordum
biliyordum
yazıyordum
gülüyordum
geçiyordum
değişiyordum
serpiliyordum

21 Şubat 2012 Salı

hiç

kapıları çalmayı bırakalı,
oluyor
"kim o" diye sorulduğunda
verecek cevabım olmadığından
çünkü ben kimseyim

hiç

20 Şubat 2012 Pazartesi

her şey bir standarda bürünür

hangi zamanın kurbanlarıyız,
geçmiş?
şimdi?
gelecek?

neysek bugün
en fazla ölüyüz
en az yaşadığımız anlara!

korku farları,
silecekler,
yağmayan yağmurlar?

ne mola, ne dost
bir başına.

6 Şubat 2012 Pazartesi

akrep - yelkovan - yol

kirli as çamaşırları
ya da ıslak giy,
hiç yıkama su içtiğin bardağı
kirlensin defalarca suyla

ne fark eder,
her yapmadığınla
zaten yoksun da
uzaklaştığın her saat
akreple yelkovan
inadına sevişiyor,
her saat!
hiç sekmiyor

ciddi ciddi
gidiyor gibisin
nelere rağmen?!.

gidiyorsan
cesaretini de topla
sırtlan
-lara dikkat et- yola dikkat et
grubun üçüncü elemanı yol
her tik takla beraber,
hele boylu boyunca bir uzanırsa altına
üzerinden geçemezsin
yetinemezsin, bitemezsin,
tatmin hep biraz ilerde
biraz daha
daha...

cesaret bunun için gerekli
yoksa esaretin olur yol
üzerine ölmek istediğin
umutsuz aşkla...

17 Ocak 2012 Salı

tam zamanı

bir zamanı var herşeyin
ne önce ne de sonra
olmaz doğası!

gelmenin tam zamanıysa
gitmenin de öyle
yer ver yeniye
ya da yenilmeye
olsa olsa ya yeninin
ya da yenilmenin zamanıdır tam da!

hayatı ıskalama ihtimalin yok
bunu anla!
çünkü zaten onikidesin
sanıyorsan da ıska
tam zamanıdır anca...

14 Aralık 2011 Çarşamba

...

san ki, dünya yok
bel ki, kendi inceliğine hasret
et ki, küçük hesaplarına uyuyor yalanın
bit ki, hiç olmadığın gibi...

9 Aralık 2011 Cuma

kılımız kıpırdamadı

en son
hangi cevapsız bilmece
unutuldu
hangi dağda öldü kurt
elinde tuttuğun kedi yavruydu
ürkek, titrek
sonra kovaladı,
aldı dokuz canından birini serçeden
anlamadık
o kadar bile gaddarken

en son
hangi sakız
patladı
gecenin orospu kahkahası çınladı
hangi tatlı dil
yılanı tuzakladı
sonra içti sütü kedi yavrusu
olmamış gibi hiçbir şey
düşünmedik
o kadar bile içindeyken

en son
hangi kavram zıttını
bulmadı
hangi sevgi nefretten doğmadı
kendine dönmedi yine
uzaklaştıkça kendinden
yavru kedi bir tırmık attı
kılımız kıpırdamadı
o kadar bile uyanıkken.

5 Aralık 2011 Pazartesi

aralık

aralıkken aylardan
bir kapı nasıl kapanır?

yaşamın yankısıdır yaşlılık
ve her ay aralık...

2 Aralık 2011 Cuma

sinmek

gece
ve yine uyuyorum
aklıma

yoruyorum geçmişi
sağa sola döner dururken,
geleceği kuruyorum
yetiyor gücüm buna
herşey beni kurarken
-turşu kıvamına-
hissediyorum, yaklaşıyorum

gece
ve yine kalıyorum
aklımda
içime siniyorum
siniyorum içime
içimi emziriyorum
içimi emiyorum
içimden geliyorum

gece
ve yine yatıyorum
aklıma

17 Kasım 2011 Perşembe

arayış

çakırım
değilsem
içtiğimin hatırı kalır
nasıl ki her martıdaysam
her uçuşum kayıtsız
martlar çırpınıyorsa
bahar bahar diye
ben de çarpıyorsam
her cereyanda serpsert
ödü patlayanda
kalsa da aklım
korkuyu yenen
bendendir
yine uslanmam
ama
aklım, kafamı kurcalayan bulmaca
derdim, hep aramak!
gelsin
olumla da olsa ölüm de
illa bulmak olsun sonunda.

14 Kasım 2011 Pazartesi

yürü-me-yen merdiven

tersim
yürüyen merdivene
hareketimi aldığı için,
onda da bir sol şerit
-yürüyen merdivende-
bu neyin acelesi?
hani diyorum
eksik insanların
dikiz aynası ve kornası...

olabildiğince
ağırdan almalı oysa,
olsa
bir yol
dönmeli,
merdiven durmalı
insan bazen inmeli
çıkmalı
hatta düş
(gör)meli

içimize
bir su yolu
belki bir sökük yürür
elimize örme
özgürlüğü (kendini)
ve
ayaklarımıza iz bırakan
yollarla...

4 Kasım 2011 Cuma

KUR AL

neler geçmez ki akıldan
sonrasını düşünürken
bugünde unutulan

aslında neredeyse yaşanabilirdi
eksik bırakılanlarla...

oyunumdu bir başıma
ebe ben sobe ben
kendime saklandım,
aradığım yine kendim.

inanılır
çenesi düşük eşya evlerine
yüklenirsin...

anları tutan fotoğraflar
söz(süz)lüktür sırasız duygulara

ve sonunda gelir
gelmek zorunda;
mutlu son...

2 Kasım 2011 Çarşamba

bulmanın dili aramak
gerçeğin dili sessizlik
gerisi
kötü çeviri...

KİMSE

zeki sanmasın kendini
değiliz çünkü
küvete atılmış
plastik sarı ördek kadar
şapşal,
sudan çıkmış balık kadar
çaresiziz aslında
ki hepimiz sudan çıkmış balık değil miyiz sonuçta?

in san lık

insanlık
buraya
bir kelime ile geldi
"DAHA"

27 Ekim 2011 Perşembe

değilleme

ben kimse değilim...

kimse de ben değil...

değilin değili de kendi değil...

20 Ekim 2011 Perşembe

hovarda sonbahar

rüzgarlı,
ıssız,
sabah,
koru kahvesi
ve
kaldırılmayan cenazeleri...
acısı yüzüne bakar,
uzun,
kuru ağıtlar yakar ama,
her yıl,
her giden çocuğu için
ağlamayı bırakmıştır artık ağaçlar.

kalbine
binlerce aşkın bıçağı saplı
tahta bacak, yaşlı, alkollü
bir sağa, bir sola tıngırdak.
asılmış eğreti sandalye de yakasına
yetmez gibi,
yırtık donu,
çirkin, dişsiz gülümsemesi
ve o küf kokan, pörsümüş derisi.

öpülmüş, bırakılmış
ajda,
sessiz,
unutulmuş,
çıplak yarı beli,
nerede o kaynar kanı,
gözleri, nerede buğulu
söz utandıran içe çekilişleri?

bir nefes?
bir ayak sesi?
sadece yağmur
hazırcevap
vurur acısına acısına,
çarpar suratına
işte der:
böyle pervasız,
umursamaz,
böyle hovardadır
sonbahar.

16 Ekim 2011 Pazar

olmak

martı olmak
yerçekimli beyazıyla
bir parça simite atılan;
başına buyruk -verip-
vapur vapur
dolup taşarken yalnızlık
onurlandıran.

kırlangıç olmak
kırlarda langıç oynayıp
aramadığı anlamlarla
hep özgür
hep sözsüz
sözleri ona muht-aç insanlara yıkan.

27 Eylül 2011 Salı

serpli söz

bütün aşklar
sonunda
tek tarafın ağrıyarak biter
çünkü bütün aşklar
aslında
tek taraflı biter

20 Eylül 2011 Salı

35. 21 eylül

imkansız zamanlarda
buluyor anlamlarını
bazı şeyler...

akıl sıçramaları
en kısa filmler...

kendine deliniyor
dersen kurşunla
ya da matkapla
çığlıkla
iğneyle
sessizlikle
gece.

boş bakan pencerelerimizden
küçümsüyoruz hayatlarımızı
küstahça,
tek bir gece bile
yeterken
hayatın istediğimiz herşeyi
yapabilecek kadar
uzun olduğunu anlamaya...

bırak artık
anlarla yarışmayı,
her öne geçişte,
unutup
şimdiyi, geleceği
aklı ardına takmayı.

12 Eylül 2011 Pazartesi

zaman - değer paradoksu

takıldık zamanın ardına
vaatlerine kanıp
ermek var gibi aradığına.

asla rakibi olamazsın,
"onu alma" diyemezsin
seninle işi nedir?
hasretinde bekleyeceksin!..

zamanın aşıklarıyız
aşık atamazken onunla.
o kadar fazlayız ki
gözünde de değiliz üstelik,
tüm doyumsuzluğuyla,
kendini severken o
her anında

basit bu kadar hayat
ancak yoksan
zaman da değer verir sana
ve o da
insan gibi bencildir
insan gibi unutkan ve zorba...

15 Temmuz 2011 Cuma

14 Temmuz 2011 Perşembe

kapan

zaman yavaşlar
sinsi
hissiz, ıssız
bir beklediğin varsa

yerine konacak bir tabak
makinada bekler sırasını
ayakta,

bir bardak baş aşağı
kan beyninde,

kaşık çatallar
kollarını uzatıp sana

saatse her yerde durduğu gibi
aynen öyle durur

sonu var sanılan herşeyin
yoktur sonu
nasıl başı yoksa

bir beklediğin varsa
kısılır kalırsın
gözlerine zamanın
olmayan sonranın
aslında hiç başlamayanın...

27 Haziran 2011 Pazartesi

Benzin

izlemeyecek ardımdan beni
ne bir çocuk
ne bir çocukluk
ne bir eser
ne de esmez
hiç!
tek kalan
huzursuz, huysuz kurtçuklarım
ve
ruhçukları...

neye benzer ki
benzi atınca benzin?
e hani benzersizdim?
ezber benizlilerle
sarılı çerçeveyi
benzin dök yak
ya da
benzin dök temizle
ben zindan
ben zincir
ben zin bu hayata!

3 Haziran 2011 Cuma

çekecek nefesimiz var daha

inatla tuttuğun
o nefes parçası var ya,
sal onu artık
-yani ne olmuş yadigarsa-
nasıl dolu dolu çekiyorsan içine,
tertemiz,
olduğu gibi savur gitsin
leş olmasın ciğerinde,
ciğerin de...

hayatın hüzün sığınağında
daha fazla kalamazsın,
-üzerine dikilen elbiseyi
ne kadar iyi taşıdığını
görmeli herkes-
en kuytuya da gizlensen
vermez buna izin
hafıza silme uzmanı,
-bir bakmışsın,
istemsiz olmaz üstelik,
göze göz podyumunda
kafa tutarsın kendine
iyiyim ben senden de yürüyüşüyle-
siler
sile sile
bile bile
güle güle
si.e si.e
zaman...

nefesine sakladığını
sandığın,
gitmiştir çoktan
-çeyizinden kurtulan bir gelin gibi-
sende bir hafiflik,
yılın ilk ekşi eriğiyle
kamaşır sanki dilin
ve kesin gelir
bilmediğin
beklemediğin biri
tuzu ağzında,
dilini kamaştıran
has tadı anlamaya.

önce
derin, sanki dibi olmayan bir nefes
sonra
nefese nefes,
nefes nefese
ve bir nefes üstünde
herşeyin
değerlerin, değersizliklerin...

gizemli yaşam kuyusundan
çekecek çok nefesimiz var daha...

26 Mayıs 2011 Perşembe

yağmamur

ne kaçarım yağmurdan
ne de şemsiye olur
sağanağa sınırım

yağdıkça
duru-rum
yağdıkça
duru-lurum
yağdıkça anlaşılır (mı) benim
duru-mum

belki...

belki doğru anladığımı yanlış,
yanlış anladığımı doğru anlıyorum!?

yağmamur
akmadıkça benden sen
soruya tutulur
selde sen,
sende toz,
tozda duman,
dumanda,
okunamayan mesaj olurum.